
Bir ilişkiyi sarsan şey her zaman fiziksel bir yakınlık değildir. Bazen tek bir mesaj, gizlice açılan bir sohbet penceresi ya da eşten saklanan bir sosyal medya hesabı da evlilikte güven duygusunu ciddi şekilde zedeleyebilir.
Sanal sadakatsizlik, eşlerden birinin evlilik birliği içerisinde üçüncü kişilerle dijital iletişim araçları vasıtasıyla romantik, duygusal veya cinsel nitelikte ilişki kurması ve bu suretle eşine karşı sadakat yükümlülüğünü ihlal etmesi olarak ifade edilebilir.
Günümüzde sosyal medya ve mesajlaşma uygulamalarının kişilerarası ilişkilerin önemli bir parçası hâline gelmesiyle birlikte, sadakat yükümlülüğünün yalnızca fiziksel ilişkiler bakımından değil, dijital ortamda gerçekleştirilen davranışlar bakımından da tartışılması gerekmektedir.
“Eşim beni aldattı.” Boşanma süreçlerinde bu cümle oldukça sık karşımıza çıkar. Ancak gündelik hayatta kullanılan “aldatma” ifadesi ile hukukun kullandığı kavramlar her zaman aynı noktaya işaret etmez.
Evlilikle birlikte taraflar yalnızca ortak bir hayat kurmayı değil, birbirlerine karşı sadık olmayı da kabul etmiş olurlar. Zina ise bu sadakat yükümlülüğünün ihlalinin özel bir görünümüdür. Kanun, eşlerden birinin evlilik devam ederken başka bir kişiyle cinsel ilişki yaşamasını ayrıca düzenlemiş ve bunu özel bir boşanma sebebi olarak kabul etmiştir.
Dolayısıyla eşin başka biriyle cinsel ilişki yaşaması ile başka biriyle gizli bir duygusal ilişki kurması hukuken aynı şekilde değerlendirilmez. Örneğin uzun süre boyunca başka biriyle romantik mesajlaşan, görüşmelerini eşinden gizleyen veya cinsel içerikli yazışmalar gerçekleştiren bir eşin davranışı ciddi bir sadakat ihlali oluşturabilir. Fakat bu davranışların varlığı, tek başına zina sonucunu doğurmaz.
Özellikle sosyal medya ve dating uygulamalarının günlük hayatın ayrılmaz bir parçası hâline gelmesiyle birlikte bu ayrım daha da önemli hâle gelmiştir. Çünkü artık bir sadakatsizliğin gerçekleşmesi için aynı ortamda bulunmak dahi gerekmemektedir. Bazen bir telefon ekranındaki mesajlar, ilişkinin sınırlarını fiziksel bir buluşmadan çok daha önce aşmış olabilir.
Bir mesajın içinde “özledim” yazması mı gerekir? Yoksa eşinden gizlice biriyle her gece konuşmak da yeterli midir? Dijital dünyada sadakatsizliğin sınırlarını çizmek artık eskisinden çok daha zor. Çünkü bir ilişkinin başlaması için aynı masada oturmak, aynı şehirde bulunmak hatta hiç yüz yüze görüşmek bile gerekmiyor. Bazen bir telefon ekranı, iki insan arasındaki ilişkinin bütün sınırlarını değiştirebiliyor.
Peki hangi davranışlar sanal sadakatsizlik olarak değerlendirilebilir? Eşinden gizlenen ve romantik bir nitelik kazanan sürekli mesajlaşmalar bunların başında gelir. Burada gün içinde gönderilen sıradan birkaç mesajdan değil; özel hayatın, duyguların ve ilişkinin eşten gizli biçimde üçüncü bir kişiyle paylaşılmasından söz ediyoruz.
Daha ileri bir noktada ise cinsel içerikli mesajlaşmalar, özel fotoğraf veya videoların paylaşılması ve görüntülü görüşmeler bulunur. Fiziksel bir temas yaşanmamış olsa dahi, dijital ortamda kurulan bu iletişimin niteliği sadakat yükümlülüğü bakımından önem taşıyabilir.
Bir başka örnek ise “Sadece arkadaşız.” denilerek sürdürülen ilişkilerdir. Sürekli iletişim kurulması, romantik ifadeler kullanılması, ilişkinin eşten gizlenmesi ve üçüncü kişiye karşı duygusal bir bağlılık geliştirilmesi, olayın bütünü içerisinde değerlendirilir.
Sosyal medya da bu sınırların en çok bulanıklaştığı alanlardan biridir. Gizli hesaplardan yürütülen konuşmalar, romantik mesajlaşmalar, flört içerikli etkileşimler veya üçüncü bir kişiyle eşten gizli şekilde sürdürülen dijital ilişki, somut olayın özelliklerine göre hukuki değerlendirmeye konu olabilir.
Aynı durum flört, arkadaşlık ve dating uygulamaları bakımından da geçerlidir. Evli bir kişinin bu platformlarda yalnızca hesabının bulunması ile yeni bir romantik ilişki arayışına girmesi aynı şey değildir. Uygulamanın hangi amaçla kullanıldığı, kimlerle iletişim kurulduğu ve bu iletişimin niteliği önem taşır.
Ancak burada önemli bir ayrıntı vardır: Her “beğeni”, her takip veya her mesaj sadakatsizlik değildir. Hukuk, tek bir dijital hareketi izole biçimde değerlendirmek yerine olayın tamamına bakar. Bir kalp emojisi tek başına bir şey ifade etmeyebilir; ancak aylar boyunca gizlice sürdürülen romantik mesajlaşmaların yalnızca küçük bir parçasıysa, anlamı tamamen değişebilir. Çünkü günümüzde aldatmanın kapısı yalnızca bir otel odasından açılmıyor. Bazen bir mesaj kutusundan açılıyor.
Bir mesajla başlayan bir yakınlaşma, gece yarısı yapılan gizli görüntülü konuşmalar, sosyal medyada silinen mesajlar, flört uygulamasında açılan bir hesap…
Peki bütün bunlar “zina” sayılır mı? Daha da önemlisi, hukuken zina olarak kabul edilebilir mi? Boşanma davalarında karşımıza çıkan önemli sorulardan biri de şudur: Sanal ortamda başlayan bir ilişki hangi noktada sadakatsizlik olmaktan çıkar ve zina boyutuna ulaşır? Öncelikle şu ayrımı yapmak gerekir: Sadakatsizlik başka, zina başka.
Türk Medeni Kanunu'nda eşlerin birbirlerine karşı sadakat yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu yükümlülük yalnızca fiziksel olarak başka biriyle birlikte olmamayı değil, evlilik birliğinin gerektirdiği güven ve bağlılığa aykırı davranmamayı da kapsar. Bu nedenle eşinin bilgisi dışında başka biriyle yoğun şekilde mesajlaşmak, flört etmek, romantik veya cinsel içerikli konuşmalar yapmak ya da bir flört uygulamasında profil oluşturmak, olayın özelliklerine göre sadakat yükümlülüğünün ihlali olarak değerlendirilebilir.
Ancak her sadakatsiz davranış hukuken zina değildir. Zina bakımından Türk Medeni Kanunu'nun 161. maddesi özel bir boşanma sebebi düzenlemektedir. Buradaki temel mesele, eşlerden birinin evlilik devam ederken başka bir kişiyle cinsel ilişki yaşamasıdır. Dolayısıyla sanal ortamda gerçekleşen her yakınlaşmayı otomatik olarak zina kabul etmek mümkün değildir.
Peki WhatsApp Mesajları Zina Olabilir mi? İşte sınırın en çok tartışıldığı noktalardan biri burasıdır. Romantik mesajlaşmalar ile ileri düzeydeki cinsel yazışmalar ve paylaşımlar hukuken aynı şekilde değerlendirilmez.
İlk durumda, olayın niteliğine göre sadakat yükümlülüğüne aykırı davranıştan söz edilebilir. Ancak ikinci durumda yazışmaların içeriği, ilişkinin boyutu, tarafların davranışlarının sürekliliği ve diğer deliller birlikte değerlendirilerek farklı bir sonuca ulaşılması mümkündür. Nitekim Yargıtay, bazı dosyalarda sosyal medya yazışmaları ve görüntülerinin içeriğini, zinaya muhakkak gözüyle bakılmasını gerektirecek nitelikte değerlendirerek zina eyleminin ispatlandığı sonucuna ulaşmıştır.
Burada önemli olan nokta şudur: Mahkeme yalnızca “Mesajlaşma var mı?” diye bakmaz; mesajların ne içerdiğine ve ilişkinin hangi noktaya ulaştığına bakar. “Sanal” olması hukuki açıdan otomatik bir koruma sağlamaz. Örneğin; Gizli ve sık biçimde romantik mesajlaşmak, Cinsel içerikli mesaj veya görüntüler göndermek, Görüntülü görüşmeler yapmak, Flört uygulamalarında hesap oluşturmak, Başka biriyle sevgili gibi iletişim kurmak, Eşinden gizli şekilde dijital bir ilişki sürdürmek, olayın özelliklerine göre sadakat yükümlülüğünün ihlali olarak değerlendirilebilir.
Ancak bunların her biri için doğrudan “zina gerçekleşmiştir” demek doğru değildir. Çünkü zina ile sadakatsizlik arasındaki en önemli fark, zinanın TMK m. 161 kapsamında özel bir boşanma sebebi olmasıdır.
Asıl Kritik Nokta: Sanal İlişki Gerçek Hayata Taşındı mı? Sanal sadakatsizlik ile zina arasındaki sınırı belirlerken ilişkinin yalnızca dijital ortamda kalıp kalmadığı da önem taşıyabilir. Örneğin eşinden gizli olarak biriyle aylar boyunca cinsel içerikli mesajlaşan bir kişinin davranışı ile aynı kişiyle buluşup cinsel ilişki yaşayan kişinin davranışı hukuken aynı kategoride değerlendirilmez. İkinci durumda artık zina bakımından çok daha doğrudan bir durum söz konusudur. Bu nedenle boşanma davasında “Telefonunda başka biriyle mesajlaşmaları bulundu, dolayısıyla zina yaptı.” şeklinde otomatik bir sonuca varmak doğru değildir. Mahkeme, dosyadaki tüm delilleri birlikte değerlendirir.
Kısacası bugün boşanma davalarında “aldatma yalnızca aynı odada gerçekleşen bir eylem değildir.” Ancak hukuken zina diyebilmek için de sadakatsizlik kavramının sınırlarını aşan ve TMK m. 161 kapsamında değerlendirilebilecek bir durumun ortaya konulması gerekir. Sanal dünya gerçek hayattan ayrı görünse de aile hukukunda sonuçları oldukça gerçektir.
Yargıtay'ın yerleşik yaklaşımında da somut olayın özellikleri önem taşımakta; dijital ortamda gerçekleştirilen davranışlar çoğunlukla evlilik birliğinin temelinden sarsılması kapsamında değerlendirilmektedir. Her sanal sadakatsizlik zina değildir. Ancak “sanal” olması da sadakatsizliği hukuken görünmez hâle getirmez. Çoğu durumda mesele, evlilik birliğinin temelinden sarsılması kapsamında değerlendirilirken; olayın içeriğine göre zina yönünden ayrıca değerlendirme yapılması da mümkündür.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2022/8447 Esas , 2022/10321 Karar, 12.12.2022 Tarihli kararına göre:
''Davalı erkek cevap dilekçesinde, kadın tarafından sunulan mesajlardaki kişilerin sosyal medyadan arkadaşı ya da taksi şöforlüğü yaparken müşterisi olduğunu, bu kişiler ile iş ve arkadaşlık ilişkisi bulunduğunu belirtmiştir. Sunulan mesaj kayıtları incelendiğinde “senin mutlu olman beni de mutlu ediyor, ... aşkım....” gibi mesajlaşmaları ile davalı erkeğin güvensarsıcı davranışta bulunduğu anlaşılmaktadır. Boşanmaya sebebiyet veren olaylarda davalı erkek tam kusurludur. Bu durumda, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.''
Yargıtay, eşinden başka bir kişiye “aşkım” diye hitap edilmesini dahi sadakat yükümlülüğüne aykırı ve evlilik birliğini sarsan bir davranış olarak kabul etmiştir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2023/8148 Esas, 2024/7099 Karar 09.10.2024 Tarihli kararına göre:
''iş yerine kız arkadaşlarını getirerek ve zaman zaman iş yerinde alkol alıp sabahlayarak güven sarsıcı davranışlarda bulunduğu anlaşılan koca ile sürekli telefonda vakit geçirdiği, telefonda oyun oynamak suretiyle evi eşi ve çocuklarına karşı ilgisiz davrandığı, tanık beyanlarından eşinin tanımadığı erkekleri eve aldığının anlaşıldığı ve yine tanık beyanları ile desteklenen mesaj kayıtlarından erkeklerle sosyal medyada samimi içerikli mesajlaşmak suretiyle güven sarsıcı davranışlarda bulunduğu anlaşılan kadının eşit kusurlu olduğu, hükmün kusura ilişkin gerekçesinin bu şekilde düzeltilmesi gerektiğinden tarafların eşit kusurlu olmaları nazara alınarak kocanın manevî tazminat isteminin reddine, sair istinaf istemlerinin esastan reddine karar verilmiştir.''
Yargıtay, kadının başka erkeklerle görüşmesini, eve almasını ve sosyal medya üzerinden yazışmalarını tek tek değil, bir bütün olarak değerlendirmiş; bu davranışların birlikte sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği ve evlilik birliğini sarstığı sonucuna ulaşarak kadını tam kusurlu kabul etmiştir.
Her somut olay kendi koşulları içerisinde hukuki açıdan ayrıca değerlendirilmelidir. Yaşadığınız hukuki uyuşmazlık hakkında uzman bir avukattan hukuki destek almanızı tavsiye ederiz.
Bu sitede paylaşılan bilgiler yalnızca bilgilendirme amaçlıdır. Bu sitede bulunan bilgiler Avukatlık Meslek İlkerine, Türkiye Barolar Birliği’nce hazırlanan Reklam Yasağı Yönetmeliği’ne ve Avrupa Birliği Avukatlık Meslek Kurallarına uygun olarak düzenlenmiştir.